Kundurasını Kiralayan Çocuk…

Eskiden köyün birinde bir çocuk varmış…
Kendi halinde okuluna giden, birşeyler öğrenmeye çalışan,  ama bir o kadarda yaramaz bir çocukmuş.
Okul da neredeyse bütün çocuklar lastik ayakkabı giyer, kundura ayakkabı giymezmiş yokluktan giymezlermiş. Ama bu yaramaz çocuk giyermiş.

Zenginlikten değil harçlıklarını biriktirir hiç harcamazmış. Biriktire biriktire bir gün kundura alacak kadar parası  olmuş. :)

Gitmiş zorla dedesine babasına yalvar yakar bir kundura aldırmış. Her gün kundurasını giyerek okula gidip gelirmiş, bir gün diğer çocukların kundurasına merak salmasıyla, kundurasını kiraya verme fikri doğmuş kafasında ve diğer arkadaşlarına kundurasını kiralamaya başlamış.

Okuldan eve veya da evden okula giderken yola paralel olan ağaçtan telefon direklerinin arasının 50 mt olduğunu bildiğinden, kundurasını giyip 100 mt. yürüyen çocuklardan 25 kuruş (eski 25 kuruşlardan) almaya başlamış.

Ama ne fazla ne eksik mesafe de kiraya verirmiş, bir direğin hizasına bakar, başlama noktasını belirler, sonra da koşarak mesafe bitimi olan 2. direğin tam hizasında durur, kundurasını giyip gelenleri durdururmuş.

Parasını önceden aldığı için kundurayı orada çıkartır, tekrar ayağına giyermiş.
Ayrıca yolun içinden yürürmüş.

kndr

Taşlı çakıllı tozlu yerlere pek basmak istemezmiş. Kunduraya birşey olacak eskiyecek yıpranacak diye…  Ve evde kimseler elleyemezmiş ayakkabısını her aksam gelince siler temizler öyle yerine koyarmış.

Derken 1,2,3,4,sınıfa gelince öğretmeni bir gün sınıftakilere sormuş sırayla büyüyünce ne olacaksın? diye.
Herkes sırası gelince kalmış ayağa ve doktor avukat öğretmen hemşire mühendis gibi cevapları sıralamışlar.

Bizim kundurasını kiraya veren o yaramaz-haylaza  gelmiş sıra,  oda ayağa kalkmış ve öğretmenim ben büyüyünce batmacı (matbaacı diyecek ya diyemiyor) olacam demiş.

Öğretmeni sormuş;
–Sen hiç matbaa gördünmü? diye sormuş yaramaz-haylaz çocuğa, oda;
–Hayır köyden başka bir yere gitmedim hocam demiş.
Hoca tekrar sormuş;
–Peki nasıl bişeydir matbaa?
–Hocam görmedim. Ama bizim okul da yaptığımız patates soğan baskısına benzer şekil de demirden yapmışlardır. Sonra demirden yaptıkları yazıya bir saplık takıp boya kazanına batırıp, yerdeki kağıdın üzerine hızla vurunca basıyordur. Demiş.

Hocası başlamış gülmeye diğer öğretmenleri çağırıp tekrar tekrar anlattırmış, hepsi yerlere yatmışlar gülmekten.

Tabi yaramaz çocuk ta suratı asık vaziyette ayak ta beklemiş bir yarım saat kadar diğer öğretmenler gidinceye kadar.

Derken ilkokulu bitirirken ortaokul sınavlarının vakti gelmiş. Bizim yaramaz gitmiş babasına;
–Sınavlara girecem ortaokula gidecem,  diye söylemiş ama cevap olumsuz.
–Olmaz okutamam, cevabını alınca yüzü  asılmış yaramazın.

İlkokul bitince de her köyde olduğu gibi yayla zamanı gelip çatmış. Yaramaz asık suratla tutmuş yaylanın yolunu ama zoraki ve isteksizce gitmiş yaylaya.
Günlerce suratı asık kalmış.

Bir kaç gün geçince anlamış ki okutulmayacak, hep kalacak köyde herkes gibi devam edecek köy yaşamına..

Ve karar anı bir gün bir naylon (çanta nerdeeee yokki olsun) poşet içerisine olan çamaşırlarından koymuş ve firar etmiş yayladan.

Maceralı bir günün ardından gelmiş şehire ve abisinin çalıştığı yeri sora sora abisinin atlattıklarından aklında kalan isimlerden dolayı bulmuş abisini  ve demiş ki;

–Ben çalışacam ama batmacı (matbaacı) olacam başka yerde çalışmam, demiş.

Ama ilk gün bir çadırcı da işe başlamış bizim yaramaz-haylaz çocuk ama ilk saatten itibaren bildiği bütün küfürleri ediyormuş çadırcıya ve orada bulunan herkese…

İlla ki batmacı (matbaacı) olacak ya bildiği küfürleri ediyor, bilmediklerini de sıraya koymuş öğleye kadar ve dili şişmiş küfür etmekten.

Derken öğle saatinde çadırcı demiş ki;
– Senin derdin nedir? niye suratın asık, demiş.
Yaramaz-haylaz çocuk kızarmış sıkılarak,

Bizimkinden elcevap;
–Ben çadırcı olma istemiyorum.

Çadırcı yaramazın elinden tutup götürmüş batmacı (matbaacı) arkadaşına al sana çırak demiş.
Bizim haylaz matbaanın kapısından içeri girince gözleri yuvalarında dışarı çıkmış, faltaşı gibi açılmış, sevinçten utanmasa yihhuuuu diyecek kadar sevinmiş…

Başlamış çalışmaya aradan yıllar geçtikten sonra askerden gelmiş. Ve atılmış iş yaşamının keskin pervanelerinin arasına başlamış yaşamına yön vermek için mücadeleye.
İçinde kalan okuma hevesini  ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirerek biraz olsun giderebilmiş. İşyerini 1992 de kurup aynı tarihlerde evlenmiş.
Bir kızı bir oğlu :) ))))) tabiki doğal olarak birde eşi ile şimdi hala hayatı yaşamaya çalışmak, ideallerini gerçekleşme yolunda devam ediyormuş.

Ve aradan yıllar geçmiş. Yaramaz-haylaz çocuk bir gün bu satırlarını yazmış ve bu sitede yayınlamış.

İşte bu benim arkadaşlar….

Ve aranızdayım…….

Hayatın Bütün Güzellikleri Sizlerle Olsun.

Hepinize saygılarımı sunarım.

MehmetKaya@benimkalemim.com

One Response to “Kundurasını Kiralayan Çocuk…”

  • Hamiyet:

    İçimden Mehmet Bey öyle güzel bir hikaye yazmış ki diyerek her cümleyi büyük bir zevkle okudum ve sona geldiğimde bu zevkim daha da arttı çünkü hikayenin gerçek yaşamdan alınması daha doğrusu kendi yaşamınızdan alınması çok güzel.

    İnsanın idealleri olmalı, hayatta bir amacı olmalı ve ona ulaşmak için sizin gibi direnmeli, çaba harcamalı…

    Hikayenizi kaleme alışınız öyle güzel ki bayıldım; Mehmey Bey ben çok sevdim bu hikayeyi… Özellikle hikayenin ayakkabı kiralama bölümüne :)

Leave a Reply