Tatlı Bahşiş Kebabı
Kara kuru, çelimsiz bir çocuktu, henüz 12 yaşındaydı. Herkes gibi idealleri için köyünden çıkıp, o koskoca şehire gelmişti. Daha önce hiç görmediği, bilmediğ,i ama biliyormuş gibicesine dört elle sarıldığı mesleğinin ilk günleriydi.
Her şeyi sorguladığı, sorgularken korkularını hiç bir zaman ertelemediği, bilinmeyenlere hep büyük bir merakla sarıldığı zamanlardı. İlk günlerinde en büyük bilinmeyeni, öğrenmek istediği telefonla konuşmaktı.
Her akşam iş çıkışından evine varıncaya kadar, günlerce, telefonla nasıl konuşulacağını ezberlemeye çalıştı. Hayalinde telefon çaldırdı, ahizeyi kaldırıp yüksek sesle gelen telefona cevap vermeye çalıştı. Konuşmasını beğenmediğinin farkına vardığında, henüz bir haftadır çalışıyordu. Köyde herkes gibi konuşuyordu ama burada aynı konuşulmayacağını biliyordu.
Sabahları erkenden işyerine gelir, kapıları açar, işyerini havalandırırdı. Temizliğini yapıp, takımları yerli yerine yerleştirdikten sonra da çöp kovasını alıp sokağın köşesindeki çöp bidonuna yöneldiğinde, her sabah çalıştığı işyerinin tam karşısındaki kebapçının kıymaları doğramaya başladığını görürdü.
Çöp dökülüp de camlar silinirken, yine öğleye doğru pişecek dürümlere sarılacak o mis kokulu kebapların ateşini yakmak için kömürü tutuşturmaya çalışan ustanın yelpazesi, yanıp çıtırdayan kıvılcımları, mangalda dans ettirmeye başlardı.
Arada kebapçının tezgahına gözü kaysa da, hiç yemediği bu kebabın tadının, her sabah çayla yediği simite benzemediğini bilirdi.
Öğle saatlerinde yediği zeytin ve ekmeğe de benzemediğine emindi.
Arada domates ekmek yediği de olurdu ama, yine de bu dürümün tadı farklı olmalıydı!
Acaba bu kebabın tadı nasıldı? Leziz miydi?
Hergün öğleye doğru yemek saatinde herkes dürümlerini eline alıp ayakta yerken, işyerinin camından defalarca görüp, dürümün tadının nasıl olduğunu hep merak eder ama bir türlü de yiyemezdi.
Bazen işyerinde çalışan ustalar öğle saatinde dürüm söyletirlerdi kendilerine, ama kimse bu çocuğa sende yer misin demezdi… Ne olurdu ki bir kere deseniz olmaz mıydı?
Ustaların dürümleri hazırlanırken, kokusundan lezzetli olduğunu anlıyordu ama, bir türlü tadına varamamıştı.
Hiç olmazsa bir gün, bugün kendine de bir dürüm yaptır, deseydiniz ya…. Niye demediniz ki….
Haftalığı azıcıktı, kendisine bile yetmiyordu.
Haftalığını her aldığında elli kere hesap yapardı, ama bir türlü dürüm yaptıracak para kalmıyordu….
Günler gelip geçiyor, mesleğin her aşamasını gördükçe hiç bitmeyen öğrenme merakı günden güne artıyor, ama her gün de işyerinin tam kaşısındaki kebapçının o mis kokulu dürümünün tadına erişmezlik devam ediyordu. Tutku olup insanı sabırtaşına çeviren bu bilinmeyen tadı hep merak ettiğinden, haftalığına zam yapılmasını beklemeye başladı. Bir gün, bir işi müşteriye götürmesi gerekiyordu. Patronu adresi tarif etmiş, kolay bulması için de bir tarifname çizmişti.
Tarifnamesi elinde, müşterinin işi bisikletin arkasına bağlı durumda yola koyuldu. Yarım saat pedal çevirmekle adresi buldu. İşi teslim edip işin parasını aldıktan sonra kapıya yöneldiği sırada, işyerinin sahibinin sesiyle durdu. Yanına gelen bu adam, elini cebine atıp haftalığından daha fazlasına tekabül eden bir miktar parayı bu çocuğa uzattı.
Aylardır merak ettiği ama tadına hiç bakamadığı kabaptan bir türlü yiyemeyen bu çocuk, aldığı bahşişi cebine koyarken, damağında kebabın tadını hisseder gibi oldu.
İşyerine döndüğünde öğle yemeğinin saati gelmişti. Teslim ettiği işin parasını patronuna verdikten sonra yemek için izin isteyip kapıdan dışarı çıktı.
Hedefi tam altı aydır tadına bakamadığı, gidemediği kebabçıydı.
Kebabçının taburelerinden birine tünedi ve siparişini verdi.
O gün yediği dürüm kebabın tadını da hiç bir yerde hiç bir zaman alamayacağını bilmeden altı ayda erişebildiği kebaptan doyasıya yedi.
Artık mutluydu altı ay beklese de dürüm kebaptan yiyebilmişti.
Hiç çekinmeden gocunmadan söylemek istiyorum yukarıda yazılanlar ayan beyan bir itiraftır.
Hayatta erişilmesi zor olan ne varsa elde edildiğinde kıymeti bilini rmi? Ya da çekilen katlanılan zorluklar unutulur mu? Bilinmez,,,
İTİRAF EDİYORUM…!!!!
Hiç tadını bilmeden altı ay boyunca o kebaba bakan ve yiyemeyen o çocuk bendim…!!!
Saygılarımla…
MehmetKaya@benimkalemim.com
